Yedikıta Dergisi 64. Sayı (Aralık 2013)

Yedikıta Dergisi 64. Sayı (Aralık 2013)

Bu üründen 58 adet satılmıştır.

Kategori
Yedikıta Dergisi
Yayınevi
Yedikıta Dergisi
Dil
Türkçe
Boyut
ISBN
Stok
0
Sayfa Sayısı
80
Yazar
Komisyon


Batıya yönelişin en kötü yanlarından birisi, doğuyu unutturmasıdır… Bu hafıza kaybının üzerinde daha fazla düşünmek gerekir. Orta Asya ve Hindistan coğrafyasındaki Türk topluluklarından tarihe mal olan isimler, kitaplar ve eserler hâlâ ayaktayken tarihimizi Anadolu merkezli bir yaklaşımla ele almak, fikrî dünyamızı daraltmaktan öte bir fayda sağlamaz. Mesela; Anadolu’nun, aşağı yukarı bin yıl evvel Türkleştiği bilinen bir gerçektir. Burada, Türkleşmek tabiriyle, Osmanlı devrinden beri Türk kelimesiyle İslamlaşmayı kastettiğimizi belirtmekte fayda var.

Ne var ki, cihana hükmeden bir fikriyattan, çeşitli saiklerle Anadolu sınırlarına hapsedilen zihinlerde Türk ve İslam tabirlerinin birlikte kullanılması hususunda tereddüt olabilir. Zaten, bunun bir yansıması olarak, Orta Asya ve Balkanlar’da yoğunlaşan Türk nüfusu, bazı kesimlerde hep rahatsız edici olmuştur.

Bu ay, tarihimizin pek bilinmeyen bir coğrafyasına yolculuk yapıyoruz: Hindistan’a… Bölgede 10. asırda Gaznelilerle perçinleşen ve Delhi Türk Sultanlığı, Babürlülerle devam eden Türk-İslam hâkimiyetine daha yakından bakacağız.

Yönümüzü doğuya çevirdiğimiz bu sayımızda Türklerin İslamlaşmalarında büyük katkısı olan İslam kumandanı Kuteybe bin Müslim’in faaliyetleri makalesini ve Belgeselci-Yazar İsmail Kahraman’ın Doğu Türkistan’da Tarihimizin İzleri isimli seyahat yazısını ilgiyle okuyacağınıza inanıyoruz.

Geçen sayımızda Vahdeddin Han ve Osmanlı hanedanını konu alan kapak dosyamızın “Sultanın Tabutuna Haciz” isimli ikinci bölümünü Tarihçi Yazar Ömer Faruk Yılmaz kaleme aldı. Şunu da ilave etmeliyiz ki; Vahdettin Han’ın hain mi, yoksa vatansever mi olduğu tartışmalarının, bu kadar vesika ortaya çıkmışken artık son bulması, gerçeklerin daha geniş çerçevede açıklanması gerekir…

Vahdeddin Han, ‘Mekke Beyannamesi’nin bir bölümünde, atılan iftiralara şöyle cevap veriyor:
“Bana vatana ihanet iftirasında bulunanlarla beraber, her akıl ve iz‘an sahibinin şunu bilmesi gerekir: Dünyanın en büyük makamı ve görevi olan hilafet ve saltanat makamını fiilen ve soyca hak etmiş olan bir hükümdarı, vatana ihanet gibi alçakça bir suça sevk edecek hiçbir emel ve ihtiras olamaz. Ben o makamların; özellikle hilafet makamının şeref ve haysiyetini muhafaza için geçici olarak tahtımdan, vatanımdan hatta huzur ve rahatımdan ayrı düşmeyi bile göze aldım.”

Tarihimizin karanlık kalan sayfalarının bir an önce aydınlanması ve gelecek sayımızda buluşmak dileğiyle…